loader
Yükleniyor...
İstanbul

Borderline (Sınır) Kişilik Bozukluğunun Tedavisi

Borderline (Sınır) Kişilik Bozukluğunun TedavisiBorderline kişilik  dünyada çok yaygın görülen bir kişilik örgütlenmesi olduğu halde yakın zamana kadar akademik literatürde çok az yer alan ve yine ruh sağlığı çalışanları tarafından pek bilinmediği için de çok fazla teşhis konulmayan bir kişilik bozukluğu türüdür. Ancak son yıllarda Borderline kişilik bozukluğu ve tedavisi konusunda önemli çalışmalar yapılmış ve sadece bu alanda uzmanlaşan terapistler bile yetişmeye başlamıştır.
 
Peki nedir bu borderline kişilik bozukluğu?
Literatürde geçen belirtilerini  sıralamadan önce anlaşılabilir olması açısından bir metaforla konuyu izah etmek  faydalı olacaktır.
Borderline kişilik bozukluğu olan bireyin ruh dünyasının ortadan ikiye bölünmüş olduğunu düşünelim. Bu ruh dünyasının bir tarafında cennet, bir tarafında cehennem olsun. Bireyin sürekli olarak bu cennet ve cehennem arasında gidip gelmesi borderline kişilik bozukluğunun temel özelliğidir. Bir gün bakarsınız dünyanın en mutlu insanıdır, şiirler yazar, övgüler düzer, gülücükler saçar, sevgi kelebeğidir…Yani cennettedir.  Ertesi gün dünyanın en mutsuz insanıdır, terkedilmiştir, intiharın eşiğine gelmiştir, inanılmaz öfke ve nefret doludur ve bunu karşısındaki kimseye kusar… Yani cehennemdedir. Sürekli cennet ve cehennem arasında gidip gelirken cehennemde kalma süresinin cennette kalma süresinden çok  daha fazla olması önemli bir ayrıntıdır.
 
Borderline kişiliğin psişik yapısı incelendiğinde burada dikkat çeken en önemli husus “bölme” adlı en ilkel savunma mekanizmasının etkin olmasıdır.
 
Bölme (Splitting):
Bölme ilkel savunma mekanizmalarının en önemlisidir. Bireyin  kişilik gelişimi ve kendilik algısı (ruhsal ve bedensel açıdan kendisini nasıl algıladığı) 0-6 yaş arasında oluşur. Özellikle ilk 3 yaşta annenin bebeğe karşı olan tutum ve davranışları kendilik algısının oluşumunda fevkalade önemlidir. Bu dönemde annenin bebeğe karşı ilgisi, şevkati, alakası bebekte hoşnutluk duygusu yaratır. Bu aşamada çocukta iyi kendilik oluşur. Fakat bazen olur ki annenin morali bozuktur veya bebeğin çişine, kakasına, ağlamasına karşı öfkelenir, kızar ve sanki bir pisliğe bakar gibi çocuğuna bakar. Çocuk bunu anlamlandıramaz. Bir gün önce kendisine gülümseyen anne bir gün sonra kendisine iğrenerek bakmaktadır. Bu noktada bölme dediğimiz savunma mekanizması oluşmayan başlar. Bölme mekanizması aynı nesne tarafından bireye iletilen negatif ve pozitif duygu yükünün bebek tarafından ayrı tutularak bunun tek bir birey değil, iki ayrı birey tarafından yapıldığı kanaatinin oluşmasıdır. Artık bebek için iki anne vardır. İyi ve kötü anne. İyi anne geldiğinde bebekteki iyi kendilik aktif olup kendini iyi mutlu ve değerli hissederken, kötü anne geldiğinde kendini değersiz, pislik gibi hissetmektedir. Bebeğin zihinsel potansiyeli iyi ve kötü kendiliği bir arada tutabilecek kapasiteye sahip değildir. Bu nedenle iyi ve kötü kendiliği birbirinden ayrı tutar ve arada bir sınır (borderline) oluşturur. Bu sisteme bölme mekanizması denir. Yani bebek kimi zaman iyi kendilikte, kimi zaman kötü kendiliktedir. 5 yaşlarına doğru bölme mekanizması yavaş yavaş birleşmeye, sınır kaybolmaya başlar. Annenin şahsında iyi ve kötü birleşir, entegre olur. Çocuk annenin davranışlarının sebeplerini algılayabilecek yorumlayabilecek olgunluğa erişir. Ancak bu her birey için her oranda gerçekleşmeyebilmektedir. Bazı bireylerde bu mekanizmanın kapanması (bölmenin birleşmesi) ileri yaşlara sarkmakta ve bu bireyler borderline kişilik yapısı içerisinde hayatlarını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Bu mekanizmanın kapanmamasının pek çok sebepleri olmakla birlikte yine annenin dengesiz, tutarsız davranışları, anne ve babanın ruhsal patolojilerini çocuğuna yansıtmaları önde gelen nedenler arasındadır. Borderline birey yansıtmalı özdeşim savunma düzeneğini kullanarak kullanarak içindeki saldırganlık veya kötü kendiliği etrafında konteynır olarak gördüğü bir insana yükleyerek, kendini rahatlatma yolunu seçebilir. Artık sıkıntı ve kötü kendilik, onları yüklediği insandadır, kendisi iyi kendiliğe geçerek duygusal iyilik halini hissetmektedir
 
Sınır Kişilik Bozukluğunun Klinik Özellikleri Nelerdir?
 
Sınır  kişilik bozukluğunun temel klinik özellikleri, değişken bir kimlik, duygulanımda değişkenlik ve ülküleştirme ile değersizleştirme uçları arasında salınan yoğun insan ilişkileridir. Sınır kişilikli bireyler sürekli olarak bir uçtaki öldürücü hiddet ve özkıyımcı umutsuzluk ile diğer uçtaki tapınma derecesinde hayranlık ve kendini beğenmişlik arasında gider gelirler. Eyleme vurmaya (sex, uyuşturucu, alkol, aşırı yeme…) ve dürtüsel hareket etmeye yatkındırlar. Bütüncül bir kendilik duyumları yoktur.
            Kendilik algıları tutarsızdır ve değersizlik duyguları ile çevresindekileri küçümseyen üstünlük duyguları arasında gider gelirler. Alçakgönüllülükleri yoktur, kibir ve bildiğini okumadan oluşan bir yapıları vardır. Belirsiz ve birbiriyle çelişen yaşam hedefleri, kırılgan cinsel kimlikleri ve dehşetli bir boşluk duygusuna yatkınlıkları vardır.
             İnsani ilişkileri yoğundur. İnsanlara yapışırlar ve oldukça bağımlı görünürler. Aynı zamanda, diğer insanların ayrı bir birey olarak varlığını ve bağımsız güdülenmelerini doğru bir biçimde kavrayamazlar. İlişkilerde sömürücüdürler. Yaşamlarına yakından bakılınca düzensiz bir eğitim, yaşamları olduğu ve sıklıkla yer değiştirdikleri görülür. Karşı cinsle olan ilişkilerinde sürekli terk edilme korkusu yaşarlar ve kimi zaman terk edilmemek için terk ederler. Yine partnerlerinde uzak kaldıklarında boşluk hissi yaşarlarken, partnerleri ile birlikte olduklarında boğulma hissi yaşarlar.
            Sınır bireyler aşk ve cinsellik alanlarında da çelişkiler sergilerler. Sık ve yoğun baştan çıkarma eylemlerine yatkındırlar ve çoğunlukla rasgele cinsel ilişki kurarlar. Oysa aşkları çok kısa sürede sonlanır ve tek eşli ilişkilerde cinsel ilgilerini sürdüremezler. Cinsel sapkınlıklara eğilimleri ve karşı cinsle derin ve sürekli yakın ilişki kurma beceriksizlikleri vardır. Ahlaki değerleri çelişkilerle doludur. Karizmatik ve narsisistik yapılara karşı ilgi duyarlar. Yaptıkları şeyden çabucak pişman olabilirler. Her şeyi siyah ve beyaz olarak görürler. (1)
 
Yukarıdaki belirtiler borderline kişiliğin genel geçer özellikleri olup, bu belirtilerin türleri ve görülme sıklıkları kişiden kişiye ve bireyin içerisinde bulunduğu toplumun kültürel kodlarına göre  değişebilir. Örneğin metropolde yaşayan borderline kadın bireylerde sex ve alkol gibi eyleme vurumlar daha sık gözlenirken, kırsal kesimlerdeki borderline kadın bireylerde aşırı yeme gibi eyleme vurumlar ve konversif bozukluklar daha sık görülebilmektedir.
 
Görülme Sıklığı ve Tedavi Süresi:
 
            Genel toplumda görülme sıklığı %1-2 olarak bildirilmiştir.
            Not: Bireysel klinik gözlemlerim sonucu bu oranın ülkemizde çok daha yukarılarda olduğunu müşahede etmekteyim. Bunun sebebi ise Türkiye’ nin doğu kültüründen batı kültürüne doğru bir geçiş süreci yaşaması   ve bu geçiş sürecinin doğurduğu sancılardır. (cemaat tipi toplumdan, cemiyet tipi topluma geçme bkz. Tahir Özakkaş-Bütüncül Psikoterapiye Giriş)
            Yine tedavi süreci ile ilgili olarak borderline kişilik bozukluğunun tedavisinde ilaç tedavisinden ziyade psikoterapi önerilir. Ancak psikoterapi sırasında danışanın regrese olması ve psikotik düzleme geçmesi gibi olağanüstü durumlarda psikiyatrist kontrolünde ilaç desteği alınabilir. Psikoterapi uygulanan borderline hastalarda iyileşme süresinin 2-4 yıl arasında değiştiği gözlemlenmiştir.
 
 
            TEDAVİ SÜRECİ:
Borderline kişilik bozukluğunun oluşumunda “Bölme mekanizmasının” etkili olduğunu belirtmiştik. Bu açıdan bakıldığı zaman borderlinenin tedavisi bölme mekanizmasının tedavisi sayesinde gerçekleşir.
 
Bölme mekanizmasının tedavi edilmesi ise dinamik psikoterapide kullanılan yöntem ve teknikler sayesinde gerçekleşir. Fikir vermesi açısından bu tekniklerden birkaçını kısaca izah etmekte fayda vardır.
 
1- Danışanın Aktarımı ve Buna Karşılık Terapistin Nötr Duruşu:
Borderline birey terapiye başladıktan belli bir süre sonra terapisti ile arasında aktarım oluşur. Yani çocukluğunda annesine, babasına, bakıcısına duyduğu öfkeyi, nefreti, sevgiyi, coşkuyu günlük olaylar üzerinden terapiste yansıtır. Mesela seansa gelir ve o seansta terapisti övmeye başlar. “Siz dünyanın en iyi terapistisiniz, mükemmelsiniz, çok bilgilisiniz, vs.” Ertesi hafta gelir, bu sefer bölmenin diğer tarafındadır. Terapiste küfür ve hakaret eder. “Sen ne kadar kötü bir terapistsin, senden nefret ediyorum, beni anlamıyorsun, kaç seanstır geliyorum bir şey değişmiyor vs.”  Yine başka bir hafta gelir bu kez terapiste karşı cinsel aktarım yapar ve terapisti baştan çıkarmaya çalışabilir, kur yapabilir terapist ile sex yapmak isteyebilir.  İşte terapiste düşen görev ve  iyileşme süreci tam bu noktada başlar. Terapist danışanın bu türlü aktarımlarına karşı tamamen NÖTR davranmalı asla karşı aktarıma girmemelidir. Danışanın övgüleri karşısında terapist sevinir, böbürlenir veya danışanın yergileri karşısında moral bozukluğu yaşar ve yine bu duygu durumlarını danışana yansıtırsa iyileşme süreci sekteye uğrar. Danışanı iyileştiren terapistin nötr duruşudur. Şöyle ki, danışan geliyor ve terapiste hakaret etmeye başlıyor. Yani kendi kötü kendiliğini terapiste yükleyerek terapisti konteyner olarak kullanıyor. Terapist bu yükü alırsa danışan kısa süreli olarak rahatlar ancak uzun vadede bu döngü devam edeceği için değişim sağlanamaz. Terapist bu yükü almadığı zaman danışan ilk başta rahatsızlanır, kendini kötü hisseder. Çünkü önceden birisine hakaret ediyordu ve karşısındaki ya savunmaya geçiyor ya da karşılık vererek onun kötü kendiliğinden etkileniyordu. Ama terapist ile aynı süreci yaşadığında terapist tepki göstermiyor. Bu danışanın şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir durum! Bu durum mükerrer defalar yaşandığı zaman, yani danışanın iyi ve kötü kendilikler arasındaki gelgitlerine terapist alet olmadığı zaman (duygusal açıdan nötr olduğu zaman) danışan belli bir zaman sonra bu döngüden çıkmak zorunda kalacak, gelgitler azalacak ve zamanla sönecektir.
 
2-Yorumlama ve Yüzleştirmeler:
Borderline kişilik bozukluğunun tedavisinde kullanılan en etkili yöntemlerden ikisi de yorumlama ve yüzleştirmelerdir. Bu yorumlama ve yüzleştirmeler günlük hayattaki olaylarla ilgili olabileceği gibi danışanın aktarım yaptığı noktalarla ilgili de olabilir.
Örneğin danışan aktarıma girerek terapisti övmeye veya yermeye başladığında terapist anında bunu sorgulamalıdır. “X bey şu anda neden beni övme ihtiyacı hissettiniz?”
Danışan terapiste olumsuz aktarımda bulunduğunda yine bunu sorgulamalı ve araştırmalıdır. “X hanım neden şu anda beni aşağılama ihtiyacı hissettiniz?” Çünkü aslında danışanın burada övdüğü veya hakaret ettiği terapist değil ilk nesne ilişkilerindeki annesi ve babasıdır. Terapist süreç içerisinde bunları çok iyi yorumlamalı ve bunu danışana aktarmalıdır.
 
3-Diğer Teknikler
Duygu odaklı terapi kapsamında kullanılan boş sandalye, ikili sandalye vb. teknikler, emdr, eft ve hipnoz gibi çok sayıda enstrüman ile yoğun ve düzensiz duygulanım yaşayan danışanın negatif duygularının boşaltımı ve bu doğrultuda duygu durumunun düzenlenmesi sağlanır….
 
 
 
KAYNAKLAR:
1-Ağır Kişilik Bozukluklarının Tanı ve Sağaltımı İçin Başvuru Kitabı. Salman AKHTAR. Çevirenler Müge ALKAN, Cemile GÜRDAL. Odağ Psikoterapi Yayınları… İzmir-2009
 
Mustafa GÖDEŞ
Psikoterapist&Psik. Danışman